Kin

İntikam güdüsü taşıyan uzun soluklu ve kuvvetli nefreti kin olarak tanımlayabiliriz.

Kinin her zaman alenen sergilenmediğini hatta çoğunlukla kamufle edilerek servis edildiğini klinik deneyim bize söyler. Özellikle aile içi ilişkilerde kin, “hatasını başkası söylemeden söyleme” şeklindeki sözde yapıcı eleştirellik kılığında kendini açığa vurur. Halbuki biraz dikkatli bakıldığında baskı altına alınmış öfke ve nefretin bilince sızışına işaret ettiği görülebilir.

Kimi meslekler özellikle insanoğluna karşı belirli düzeyde bir kin duygusu taşımadan yürütülemediği kolaylıkla kanıtlanabilir. Bu söz konusu mesleklerin kin duygusu taşımayanlarca yürütülemeyeceği anlamına gelmemektedir. Sözü edilen durum ilgili mesleği seçen kişinin kinini yöneltebileceği görece uygun bir alan bulması sebebiyle çatışmasının durulması ve işlevsel hale gelmesidir.

Kin ve düşmanlık duygularının bir diğer kamuflaj yolu ise toplumsallık duygusunun tüm yükümlülüklerinin bir kenara itilivermesini sağlayan, “ihmal” yaşantılarıdır. Bir anlık gafletler, boş bulunmalar, düşünememelerle etrafa zarar verilir. Evet ihmal sonucu birinin yaşamını kaybetmesine sebebiyet vermek ve kasten birini öldürmek aynı şey değildir. Ancak işin ürkütülüğü bu ikisinin topyekün farklı şeyler olmayışından hatta çok geniş bir ortak paydaya sahip oluşundandır. “Kast”ın varlığının yahut yokluğunun ne nedeni ne de sonucu değiştirmediğinin farkına varıldığında kin tüm çıplaklığıyla karşımızda dikiliverir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *